Neredeyse tüm yapılar; düşey duvarlar ve yatay döşemeler üzerinden tanımlanan ortogonal bir düzen içinde kurgulanır. Mekânın ölçüsü, algısı ve kullanım biçimi de büyük ölçüde bu geometrik sistem içerisinde şekillenir. Ancak hemen her yapıda bu düzene karşı duran bir istisna vardır: merdiven.

Merdivenin eğimi, mekâna farklı bir gerilim kazandırır; onu hareketlendirir ve ortogonal kurguya aykırı bir katman ekler.

Merdiven aynı zamanda tekinsiz bir mekândır. İki kat arasında, hiçbirine bütünüyle ait olmadan var olur. Bir geçiş alanıdır. İnsan aslında hiçbir zaman merdivende “durmaz”; yalnızca içinden geçer. Çıkarken ya da inerken başka bir yere yönelirsiniz, ancak o kısa süre boyunca mekânsal olarak askıda kalırsınız.

Merdiven, doğası gereği bir plan çizimine tam olarak sığmaz; çünkü plan yataydır, merdiven ise düşey hareket üzerinden tanımlanır. Bu nedenle temsil edilirken daima eksik bırakılır: bulunduğumuz kattan yükselen kolun yalnızca başlangıcı çizilir, devamı üst kota doğru kaybolur. Aşağıdan gelen kolun ise yalnızca son parçası — varış noktası — görünür olur; ortaya çıktığı boşluk ise çoğunlukla görünmez kalır.

Çoğu zaman ilk kolun altındaki hacim depo ya da küçük bir ıslak hacim olarak değerlendirilir. Ancak eğimli alt yüzeyin altında kalan mekânı aynı anda tarif edebilmek için, merdiveni ne ölçüde temsil etmek gerekir?

Ruhun Geçişi

The Staircase In post 1

Merdiven, onu kullananların yukarı ya da aşağı yönlü hareketinin taşlaşmış izidir. Her merdiven, Marcel Duchamp’ın o ünlü resmini hatırlatır; çünkü her biri bir yolculuğun anlatısıdır.

Biraz önce “karaya çıkış” ifadesini kullanmıştık; çünkü merdiven de bir yolculuktur — kimi zaman çalkantılı bir geçiş hâli. Ve nihayet varılan noktaya ulaştığımızda, tıpkı uzun bir yolculuğun ardından karaya çıkan biri gibi, rahatlamış ve dingin bir şekilde ondan ayrılırız.

Üstelik çocukluğunu merdivenli bir evde geçirenler, merdivenin yarattığı o belirsiz tedirginliği de hatırlayacaktır. Bu his daha çok çıkarken mi hissedilir, inerken mi? İnsan, henüz ait olduğu yere ulaşmamış olmanın askıda kalmışlığı içindedir; varış noktasında kendisini neyin beklediğini düşünür — belki bir sürpriz, belki bir gölge. Geçişin tamamlanmasını, bir an önce varmayı ister.

Fransız filozof Gaston Bachelard, korku ile duygunun iç içe geçtiği bu hâli yorumlarken, bodruma inen merdivenin daima “inilen” bir merdiven olduğunu söyler; çünkü yukarı çıkmak sıradan ve unutulabilir bir eylemdir. Katlar arasındaki merdiven hem çıkılır hem inilirdir; çatı arasına çıkan merdiven ise daima çıkılan bir merdivendir.

Kusursuz Bir Uyumun Partisyonu

The Staircase In post 2

Çocukluğunu merdivenli bir evde geçirenler, o merdivenleri ikişer, üçer, hatta dörder basamak çıkarak ya da tek ayak üzerinde inip çıkmanın coşkusunu hayatları boyunca hatırlayacaktır. Ve elbette; çoğu zaman yasak olsa da küpeşteden kaymayı da.

Ancak çocukluk geride kaldığında, merdiven artık bedenden karşılık bekleyen bir mimari elemana dönüşür. Kot değiştirmek sanıldığı kadar sıradan bir eylem değildir. Bunun konforlu ve kesintisiz biçimde gerçekleşebilmesi; basamak ritmini, bedenin temposunu, nefesin sürekliliğini ve hareketin ivmesini anlayan bir tasarımı gerektirir.

Bir merdiven tasarlamak, kusursuz bir uyum partisyonu yazmaya benzer; ölçüsü, ritmi ve temposu hassasiyetle kurulmuş mekânsal bir kompozisyon gibi.

Üç Boyutlu Bir Tehlike

The Staircase In post 3

İki kollu tipik bir merdiven, çok sayıda kat arasında rahatlıkla yükselip alçalabilir; üstelik bunu büyük bir gizem yaratmadan yapar. Evcilleştirilmiştir. Katlar boyunca hizalanan dikdörtgen bir boşluğun — merdiven kovasının — içine yerleşir. Bu nedenle okunabilir, hatta kolaylıkla tasarlanabilir bir sistemdir; çünkü kendi hacmi içinde hem bir kotta varışı hem de bir sonrakine geçişi aynı anda barındırır.

Ancak tek kollu, döner ya da serbest biçimli merdivenler için durum farklıdır. Bu tür merdivenler çoğu zaman yetersiz baş mesafesi nedeniyle kullanıcıyı zorlayan, hareket hattını kesen ya da beklenmedik anda karşısına çıkan yapısal öğelerle çatışan bir karaktere sahiptir.

Bu “evcilleşmemiş” merdivenleri tasarlamak zordur; çünkü onlar üç boyutlu düşünürken, çevrelerindeki dünya çoğu zaman durağan ve başka bir geometrik düzene bağlıdır. Kendi yönelimi, kendi mekânsal mantığı olan bu merdivenler, sürekli kontrolden çıkmanın eşiğinde gibidir: başınızı çarpabilir, üzerinize kapanabilir ya da dengenizi bozup sizi yere savurabilirler.

Merdivenin doğasında bulunan tüm bu riskler nedeniyle, yapı yönetmelikleri çoğu zaman “güvenlik” gerekçesiyle güçlü mekânsal fikirlerin önünü keser. Böylece merdivenin sunduğu mekânsal yaratıcılık alanı giderek daralır; çünkü yönetmelikler, üzerinde öngörülemez hiçbir şeyin yaşanmasına tahammül edemez. Oysa bizi tehlikeden korumak için geliştirilen bu yaklaşım, zamanla merdivenin karakterini de silmiş; geriye yalnızca steril ve etkisiz bir sıradanlık bırakmıştır.

Asansörün Yenilgisi

The Staircase In post 4

Asansörün icadı, bir dönem merdivenin sonunu getirecekmiş gibi görünüyordu. Oysa bugün doktorlar merdiven çıkmayı tavsiye ediyor; klostrofobisi olanlar hâlâ onu tercih ediyor. Ve en önemlisi, acil durumlarda bize güvenmememiz söylenen şey yine mekanik sistemler oluyor; bunun yerine, sağlamlığına alıştığımız basamakların ve sahanlıkların güvenilir ritmine yöneliyoruz.

Böylece merdiven varlığını sürdürmeye devam ediyor — hem de hiç olmadığı kadar canlı biçimde. Hâlâ bizi çıkış ve inişin ritmine davet ediyor; kimi zaman bir tango, kimi zaman bir pasodoble* gibi. Ve eğer nefesimiz yetiyorsa, onun temposuna bir melodiyle eşlik etmeyi bile sürdürüyoruz.

*Pasodoble, kökeni İspanya’ya dayanan, boğa güreşi kültürüyle ilişkilendirilen dramatik ve ritmik bir dans türü. Kelime anlamı İspanyolca’da “çift adım”dır (“paso doble”).

dormakaba editoryal ekibi

J.R. Hernández Correa

José Ramón Hernández Correa

José Ramón, 1985 yılından bu yana kendi tasarım stüdyosuna sahip bir mimardır. 2019’dan itibaren çalışmalarını Rey Juan Carlos Üniversitesi’nde yapı dersleri vererek sürdürmektedir. ‘Necrotectonics’ (2014, 23 ünlü mimarın ölümlerine dair öyküler), ‘The Cyclops Ear’ (2005, İspanya İç Savaşı’nı konu alan bir roman) ve ‘The Naked Leaf’ (1998, mimar Frank Lloyd Wright’ın yaşamını anlatan bir roman) adlı kitapların yazarıdır.

José Ramón Hernández Correa yazar sayfasına gitDaha fazla bilgi al

İlgili makaleler